Doruk ve Zamanı Dinleyen Saatçi
Doruk, Kemal Usta’nın saatçi dükkânında zamanla yarışmak yerine her işe kendi ritmini vermeyi öğrenir.

Doruk her işi hızlı yapardı. Ayakkabılarını hızlı bağlar, çorbasını hızlı içer, ödevini bitirir bitirmez sıradaki işe geçerdi. Yine de akşam olduğunda hep “Hiçbir şeye yetişemedim,” derdi.
Bir gün annesinin eski duvar saati durdu. Doruk onu kasabanın en eski dükkânına, Kemal Usta’ya götürdü.
Saatçi dükkânının duvarları saatlerle doluydu. Kimi tik tak ediyor, kimi ince bir zil çalıyor, kimi de sessizce sarkaç sallıyordu. Fakat hiçbirinin sesi ötekini bastırmıyordu.
“Ne kadar çok saat var!” dedi Doruk. “Hepsini çabucak tamir edebiliyor musunuz?”
Kemal Usta beyaz bıyığının altından gülümsedi. “Saatleri çabuk değil, dikkatle dinlerim.”
Her Saatin Ayrı Ritmi
Kemal Usta, annesinin saatini masaya koydu. Doruk hemen arka kapağı açmak istedi.
“Önce dinle,” dedi usta.
Doruk kulağını saate yaklaştırdı. Hiçbir şey duymadı.
“Bozuk işte,” dedi.
Kemal Usta pencereyi kapadı, masadaki aletleri bıraktı ve derin bir nefes aldı. Oda sakinleşince çok hafif bir ses duyuldu: tik… sessizlik… tik… sessizlik…
“Saat durmamış,” dedi Doruk. “Yalnızca çok yavaşlamış.”
Birlikte dişlileri incelediler. Küçük bir çarkın arasına incecik bir iplik sıkışmıştı. Doruk cımbızı kaptı ama Kemal Usta elini tuttu.
“Hızlı çekersen çark eğilebilir. Bu iş, iki nefeslik sabır ister.”
Doruk bir nefes aldı. İpliğin ucunu buldu. İkinci nefeste onu yavaşça çekti. Saat düzenli çalışmaya başladı: tik tak, tik tak.
“Demek yavaş olunca zaman kaybetmedik,” dedi Doruk.
“Tam tersine,” dedi Kemal Usta. “İşi yeniden yapmak zorunda kalmadık.”
Dükkândaki Sessiz Ders
O sırada kapıdan telaşlı bir müşteri girdi. Kolundaki saatin geri kaldığını söyledi. Ardından başka biri, saatinin çok hızlı gittiğinden yakındı.
Doruk şaşırdı. “Biri yavaş, biri hızlı. Hangisi doğru?”
Kemal Usta duvardaki büyük saate baktı. “Doğru ritim, yaptığı işe uyan ritimdir. Koşarken kalbin hızlanır. Uyurken yavaşlar. İkisi de doğrudur.”
“Zamanla yarışmak gerekmez; bazen onu duymak, hangi adımı ne zaman atacağını gösterir.”
Kemal Usta, Doruk’a küçük bir masa saati verdi. “Bunu bir dakika boyunca dinle. Ama saniyeleri sayma.”
Doruk önce sıkıldı. Sonra farklı sesleri fark etti: sarkacın ince sürtünmesi, ahşabın çıtırtısı, dışarıdaki yağmur, kendi nefesi… Bir dakika bitince daha uzun zaman geçmiş gibi hissetti ama telaşı azalmıştı.
Eve dönerken ayakkabılarını yine hızlı giydi; çünkü dışarıda yağmur hızlanıyordu. Fakat annesinin saatini duvara asarken acele etmedi. Akşam yemeğinde çorbanın sıcaklığını, ekmeğin kokusunu fark etti.
Yatmadan önce yapacağı işleri düşündü. Dişlerini ne çok hızlı ne çok yavaş fırçaladı. Kitabının son sayfasını acele etmeden okudu. Yorganını düzeltti ve küçük saati başucuna koydu.
Tik tak… Günün hızlı adımları geride kaldı.
Tik tak… Omuzları gevşedi.
Tik tak… Gözleri ağırlaştı.
Doruk o gece zamana yetişmeye çalışmadı. Zaman da ondan kaçmadı. İkisi aynı ritimde, sabaha kadar sakin sakin ilerledi.