Elif’in Sessiz Çanları
Elif, her sesi birbirinden farklı olan bahçe çanlarını uyumlu bir gece ezgisinde buluşturur.

Elif’in babaannesi, evin avlusundaki asmanın altına yedi küçük çan asmıştı. Biri bakır, biri mavi cam, biri de ceviz ağacındandı. Rüzgâr estiğinde her biri başka türlü ses çıkarırdı.
Fakat o akşam çanlar susmuştu. Rüzgâr dalları sallıyor, yaprakları uçuruyor ama çanlardan tek bir ses gelmiyordu.
Elif taburesini alıp yanlarına oturdu. “Neden çalmıyorsunuz?” diye sordu.
Bakır çan, “Benim sesim çok kalın,” dedi. Cam çan, “Benimki fazla ince,” diye fısıldadı. Tahta çan ise “Benim sesim çan sesine bile benzemiyor,” dedi.
Meğer her biri, diğerlerinden farklı olduğu için utanmıştı.
Her Sesin Yeri
Elif önce bakır çana dokundu: donnn… Ses avlunun taşlarında yuvarlandı.
Sonra cam çanı salladı: tinnn… Ses asmanın yapraklarına yükseldi.
Tahta çana hafifçe vurdu: tok… Ses, kalp atışı gibi sıcak geldi.
“Tek başınıza başka başkasınız,” dedi Elif. “Ama belki sırayla konuşursanız bir ezgi olursunuz.”
Çanları rüzgârın yönüne göre yeniden dizdi. En başa bakır çanı, ortaya tahta çanı, sona cam çanı koydu. Akşam meltemi asmanın arasından geçti.
Donnn… tok… tinnn…
Çanlar şaşırdı. Sesleri birbirine benzemiyordu ama birbirine yer açıyordu. Kalın ses ezginin yatağı, tahta ses kalbi, ince ses de yıldızı olmuştu.
“Aynı olmak gerekmez; güzel bir ezgide her ses kendi yerini bulur.”
Rüzgâr bir daha esti. Bu kez yedi çanın hepsi katıldı. Biri yağmur damlası gibi, biri minik bir kapı tıkırtısı gibi, biri de uzaktan gelen bir ninni gibi çaldı.
Babaannesi avluya çıktı. “Bu gece çanlar ne güzel söylüyor,” dedi.
Elif gülümsedi. “Çünkü artık birbirlerine benzemeye çalışmıyorlar.”
Gece ilerledikçe rüzgâr yavaşladı. Çanların ezgisi de inceldi: donn… tok… tin… Sonunda yalnızca yaprakların hışırtısı kaldı.
Elif yatağına uzandı. Kendi sesini, arkadaşlarının sesini ve dünyadaki bütün farklı sesleri düşündü. Hepsinin bir yeri vardı.
Avludaki çanlar son kez usulca çaldı. Elif o yumuşak ezginin içinde gözlerini kapadı.