Kerem ve Yıldızlara Giden Tahta Köprü
Kerem, yıldızlara ulaşmanın uzağa gitmek değil, ışığı fark edecek kadar yavaşlamak olduğunu keşfeder.

Kerem’in yaşadığı kasabanın dışında, küçük bir derenin üzerinden geçen eski bir tahta köprü vardı. Köprü alçaktı, sağlamdı ve iki yanında gece yanan sarı fenerler bulunurdu. Yine de kasabadaki çocuklar ona “Yıldız Köprüsü” derdi.
Söylentiye göre, gece tam ortasına kadar yürüyen biri yıldızlara giden yolu görebilirdi.
Kerem bunu uzun zamandır merak ediyordu. Bir akşam dedesinden izin aldı, kalın hırkasını giydi ve köprüye gitti. Ayaklarının altında tahtalar yumuşakça gıcırdıyordu.
İlk feneri geçti. Sonra ikincisini. Köprünün ortasına vardığında başını kaldırdı. Gökyüzünde binlerce yıldız vardı ama onlara çıkan bir yol görünmüyordu.
“Demek anlatılanlar doğru değilmiş,” dedi üzülerek.
Tam dönecekken derenin kıyısındaki yaşlı söğütten bir ses geldi: “Belki yanlış yere bakıyorsun.”
Gökyüzü Aşağıda Olabilir Mi?
Kerem sağa baktı, sola baktı. “Yıldızlar yukarıda. Başka nereye bakabilirim?”
Söğüt dallarını suya doğru eğdi. Kerem köprünün kenarından dereye baktı. Su aceleyle akıyor, yıldızların yansımalarını parçalara bölüyordu.
“Yolu görebilmek için derenin yavaşlaması mı gerek?” diye sordu.
“Derenin değil,” dedi söğüt. “Bakan kişinin.”
Kerem köprünün ortasına oturdu. Başta zihni gündüzden kalan düşüncelerle doluydu: yarım bıraktığı resim, arkadaşına söylemek isteyip söyleyemediği söz, ertesi günkü görev… Her düşünce derenin üstündeki dalga gibi gelip geçiyordu.
Birinci fenerin çıtırtısını dinledi. İkinci fenerin camında dolaşan küçük pervaneyi izledi. Sonra suyun sesini tek tek ayırmaya çalıştı: taşın yanından geçen su, kökün altına giren su, kıyıya dokunan su.
Nefesi yavaşladıkça dere değişmedi ama Kerem daha çok şey görmeye başladı.
Ay ışığı suyun üzerine uzun, gümüş bir çizgi serdi. Yıldızların yansımaları bu çizginin iki yanına dizildi. Sanki köprünün devamında, suyun üstünden gökyüzüne uzanan ışıklı bir yol vardı.
“Bazı yollar ayakla gidilmez; dikkatle bakınca kalbin içinde açılır.”
Kerem yıldızlara dokunmadı. Onları cebine koymaya çalışmadı. Sadece orada oturup ışığın suya nasıl ulaştığını izledi.
Bir süre sonra gündüzden kalan düşünceleri de yıldız yansımaları gibi yerlerine oturdu. Arkadaşına söyleyeceği sözü buldu: “Seni dinlemediğim için üzgünüm.” Yarım resmini bitirmek için acele etmesi gerekmediğini anladı.
Söğüt, “Yolu gördün mü?” diye sordu.
Kerem başını salladı. “Evet. Ama yıldızlara gitmiyor. Yıldızları bana getiriyor.”
Eve döndüğünde dedesi kapıda bekliyordu. Kerem gördüğü yolu anlattı. Dedesi gülümsedi. “Yıldız Köprüsü’nün sırrı budur,” dedi. “Uzağı yakın eder.”
Kerem yatağına uzandı. Gözlerini kapadığında derenin üstündeki gümüş yolu gördü. Her nefesinde bir fener söndü, her düşüncesinde bir yıldız yastığının yanına kondu.
Gece boyunca köprü yerinde kaldı. Dere aktı, yıldızlar parladı. Kerem ise hiçbir yere gitmeden, gökyüzüne en yakın uykusuna daldı.