Melis ve Uzakta Kalan Korku
Melis, korkusunu bir yolculuğa çıkarıp ona yaklaşmadan da kendini güvende hissedebileceğini öğrenir.
Melis’in içinde, adını koyamadığı bir korku vardı. Bazen okuldan dönerken, bazen de yatağına uzandığında ortaya çıkardı. Korku ne bağırıyor ne de ona dokunuyordu; yalnızca uzakta durup bekliyordu.
Bir gece Melis korkusunu ilk kez bir şeye benzetmeyi denedi. Korku, sisli bir tepenin arkasında duran küçük gri bir taşa benzedi.
Taş konuştu: “Ben senin düşmanın değilim. Bazen seni dikkatli olmaya çağırırım ama her zaman yanında kalmam gerekmiyor.”
Sisli Tepeye Yolculuk
Melis, rüyasında taşın bulunduğu tepeye gitti. Yolun başında annesinin verdiği yumuşak bir fener vardı. Fenerin ışığı sadece iki adım ötesini aydınlatıyordu.
Melis, tepenin tamamını göremediği için endişelendi. Fakat fener ona, “Yolun tamamını şimdi bilmen gerekmiyor. Sadece bir sonraki güvenli adımı seç,” dedi.
İlk adımında çimenlerin serinliğini hissetti. İkinci adımında uzaktan bir baykuş sesi duydu. Üçüncü adımında sisin içinden iki yuvarlak taş daha göründü.
Melis, korkunun tek bir taş olmadığını fark etti. Bazen bilinmeyen bir ses, bazen yanlış yapma endişesi, bazen de yardım istemeyi unutmak korkunun farklı yüzleriydi.
Tepenin ortasında bir bank vardı. Melis oturup elini göğsüne koydu. Dört sayıda nefes aldı, dört sayıda verdi. Korku taşları uzaklaşmadı ama daha küçük görünmeye başladı.
Melis taşlara, “Sizi duyuyorum. Ama kararlarımın tamamını siz vermeyeceksiniz,” dedi.
Fenerin ışığı genişledi. Sis biraz aralandı. Tepenin ardında karanlık bir boşluk değil, yıldızlarla dolu sakin bir vadi vardı.
Melis korkusunu yok etmedi. Onu tanıdı, dinledi ve gerektiğinde bir büyüğünden yardım isteyeceğini hatırladı.
“Cesaret, korkunun hiç gelmemesi değil; onunla birlikte güvenli bir adım seçmektir.”
Sabah Melis uyandığında odası aynıydı. Pencerenin önünde sis yoktu ama fenerin sıcaklığı hâlâ avuçlarındaydı. Korku uzakta duruyordu. Melis de kendi güvenli adımına yakındı.