Ozan ve Küçük Rüzgâr Davulu
Ozan, aceleyle esen rüzgâra yavaş bir ritim öğreterek gecenin sesini sakinleştirir.
Ozan’ın odasında, pencerenin kenarında küçük bir davul dururdu. Bu davulun derisi kahverengi, kenarındaki ipleri ise sarıydı.
Bir gece rüzgâr çok hızlı esmeye başladı. Perde sallandı, yapraklar hışırdadı, davul da kendi kendine tak tak diye ses çıkardı.
Ozan yatağında doğruldu. “Rüzgâr, biraz dinlenmek ister misin?” diye sordu.
Rüzgâr cevap vermedi. Belki de çok acele ediyordu. Ozan davulu eline alıp tek bir yumuşak vuruş yaptı: dum.
Yavaş Ritim
Rüzgâr bir an durdu. Ozan ikinci vuruşu biraz daha yavaş yaptı: dum… Sonra üçüncü vuruşu bekleyerek yaptı.
Perde artık daha az sallanıyordu. Yaprakların sesi uzaktan gelen bir fısıltıya dönüştü.
Ozan davulun üzerine elini koydu ve rüzgâra bir oyun öğretti. Bir nefeste es, iki nefeste bekle. Bir yaprağı kıpırdat, sonra ona yer aç.
Rüzgâr oyunu denedi. Önce biraz zorlandı, sonra yavaşladı. Odanın içi huzurlu bir gece sesine büründü.
“Her sesin güzeli, kendi hızını bulunca duyulur.”
Ozan davulu yatağının yanına bıraktı. Rüzgâr perdeyi nazikçe örttü. Ozan, dum dum diye yavaşlayan kalp atışını dinleyerek uykuya daldı.